Üçüncü Kıyı: Chicago

ABD’de “İkinci Kent”, “Rüzgarlı Şehir” ve “Üçüncü Kıyı” lakaplarına nail olmuş Chicago’nun kendinizi bir dilim daha yemekten alıkoyamayacağınız deep dish pizza’sı, her ay onlarca yenisinin gösterime girdiği müzikalleri ve tiyatro oyunları, New York’u gölgede bırakan gökdelenleri, ve tabii ki nefes kesici kış manzaraları sayesinde ziyaretiniz ne zaman olursa olsun, harika vakit geçireceğinize şüphe yok!

Fasulye, nam-ı diğer Bulut Geçiti

Untitled design (10)

İngiliz sanatçı Anish Kapoor’un ABD’deki ilk açıkhava eseri olan Cloud Gate, 2006’dan beri Chicago’nun merkezi The Loop’ta bulunan Millennium Park’ta Crown Fountain gibi daha birçok eserle birlikte sergileniyor. Yerli halk tarafından “The Bean” yani “Fasulye” lakabına layık görülen eser 20 metre yüksekliğinde, 110 ton ağırlığında ve parlak paslanmaz çelikten yekpare görülecek şekilde tasarlanmış. Fasulyeye benzetilmesi dışında Chicago’nun ikonik gökdelenlerini ve bulutları yansıtmasıyla ünlü. Diğer fonksiyonları arasında uzaktayken yansımalarda kendinizi arama ve yakınlaştığınızda kameranızla kendi fotoğrafınızı çekme yer alıyor.

 

Atlı karınca mübarek

1

Chicago’nun merkezine ismini vermiş olan The Loop… 9 farklı hattan oluşan Chicago’nun ‘L’ metro sistemi The Loop’ta bir döngüye giriyor ve gideceği yere doğru güzergahını değiştiriyor. Hangi hatta olursanız olun, The Loop’a girdiğiniz anda trenler yavaşlıyor ve şehirde binaların arasından, yaklaşık 35-40 metre yukarıdan yolculuğunuza devam ediyorsunuz. Bunun neresi mi güzel? İki dolara Downtown’ı yukarıdan görüp, uçsuz bucaksız gökdelenlerin arasından sanki havada uçuyormuş gibi gidiyorsunuz. Tren The Loop’un köşelerini alırken biraz yüreğiniz ağzınıza gelmiyor değil!

 

Gökdelen mi mantar ormanı mı?

Untitled design (12)

Hiç şüphesiz Chicago ABD’nin en ünlü gökdelenlerinin çoğunluğuna ev sahipliği yapıyor. John Hancock Tower ve Willis Tower bunlardan sadece ikisi. Hancock’ın 97. katında şehir ve Michigan Gölü manzaralarına doyarken kokteylinizi yudumlayabilir ve Willis Tower Skydeck’te 413 metre yükseklikte zemini cam bir platformdan aşağıyı, Chicago’yu seyredebilirsiniz. Yalnız uyarmakta fayda var, altı boş cam bir zeminde 400 küsür metrede ayakta durmak kolay iş değil!

Gemiyle mimari tur

1

Chicago’nun en büyük özelliklerinden biri, gökdelenlerinden de anlayacağınız üzere mimariye verdiği önem. Özellikle 1900’lerin başlarından bu yana New York’la kıyasıya bir yarış içerisinde bulunmuş. Eğer mimariye ilginiz varsa ve bu hikayeyi ustasından duymak istiyorsanız size Chicago River üzerinde gemiyle yapabileceğiniz bir tur tavsiye ediyoruz. Frank Lloyd Wright, Frank Gehry, Louis Sullivan ve Mies van der Rohe gibi isimlerini mimarlık tarihine kazıtmış mimarların eserleri kentin her yerine saçılmış durumda. Yaklaşık 75 dakika süren bu turu kaçırmak neredeyse imkansız, zira bilet satıcıları siz onları kaybetseniz bile size tekrar buluyorlar.

 

Şop şop şop!

5649319089_d500e03b43_z

Amerika’nın alışveriş çılgınlığını duymamış olanınız yoktur diye tahmin ediyoruz. Şimdi tüm bildiklerinizi bir kenara bırakın, çünkü Chicago tam anlamıyla bir alışveriş cenneti! Chicago’nun 5. Cadde’si olarak kabul edilen the Magnificent Mile’da ve çevre bloklarda aklınıza hayalinize sığmayacak kadar alışveriş merkezi bulunuyor. Bloomfield’s, Macy’s ve Nordstrom’da favori tasarımcılarınızı bulabilir, “benim bütçem kısıtlı” derseniz aynı tasarımcıların tonlarca ürününü Marshalls, TJ-Maxx ve Nordstrom Rack’te %50-%90 indirimle bir yan blokta bulabilirsiniz! Chicago bu özelliği ile diğer hiçbir Amerikan şehrine benzemiyor. Çoğu outlet mağazası şehir dışındayken, Chicago’dakiler şehrin tam göbeğinde.

 

Semtler şehri

5906522656_253e91e640_z

Olur da Downtown’dan sıkılırsanız (biraz zor gözüküyor) diye söylüyoruz: Chicago “semtler şehri” olarak biliniyor ve her semtin kendine has kültürü, geçmişi, kafeleri ve barları bulunuyor. Şehrin ne kadar büyük olduğu hakkında bir fikir sahibi olmak isterseniz hesabı siz yapın! Chicago metropolitan nüfusu yaklaşık olarak 10 milyon. Bunun sadece ufak bir yüzdesi şehir merkezinde, geri kalanı ise bahsettiğimiz semtlerde yaşıyor. Amerikalı’nın zengini nasıl olurmuş derseniz Chicago’nun Bebek’i diyebileceğimiz Gold Coast’ta Michigan Gölü kıyısında espresso’nuzu yudumlayabilir, yok ben biraz daha hipster takılmayı seviyorum derseniz Wicker Park’ta planten kızartması ve taco yiyip kitapçıları gezebilirsiniz. Bu da yetmediyse Lincoln Park’ta bir tiyatro oyunu ya da müzikal bulup, ardından Boystown’da bir gay bar’da eğlenceye doyabilirsiniz.

 

Pizza gibi ama değil de gibi

5

Chicago’nun ünü sınırları aşan yemeği “Deep dish”i nam-ı diğer Chicago stili pizza’sının tadına baktığınızda Chicago’dan ayrılmak istemeyeceksiniz. Öyle bir pizza düşünün ki hamuru derin bir kase gibi olsun, ve bu çıtır kasenin içi peynir, salam ve daha ne isterseniz onunla dolu olsun! Deep dish’in hazırlanması normal pizza’dan biraz daha uzun sürüyor (yaklaşık 40-45 dakika), bu yüzden siparişi vermeden bunu akılda tutmakta fayda var. Bekleme süresi enfes kokuların arasında Çin işkencesi halini alabiliyor!

 

Jazz & Blues

4

Chicago ABD’nin zenci nüfusunun en yüksek olduğu şehirlerinden biri. Zenci varsa o şehirde, ne de vardır? İyi müzik tabii ki… Kulaklarımızın pası silinsin, aynı zamanda yemeğimiz de önümüze gelsin derseniz Chicago’nun ünlü jazz ve blues restoranlarından birine muhakkak uğrayın deriz. Bunlardan en ünlüleri Andy’s, The Green Mill ve Blue Chicago. Akşam boyu canlı konserler dinleyip yemek yiyebileceğiniz bu yerler, gece karanlığı çöktükçe bir bara dönüşüyor. Eğer yemek rezervasyonunuz yoksa, daha geç bir saatte içkinizi yudumlamak ve müzik dinlemek için de buralara gitmeniz mümkün.

 

Art Institute Chicago ve Field Museum

2

Geldik kapalı alanda sanata… Art Institute Chicago ve Field Museum, Chicago’nun isimlerini dünyaya duyurduğu ve dudak uçuklatacak koleksiyonların olduğu iki dev. Eğer sanata ilgi duyuyorsanız Van Gogh’tan tutun Matisse’e kadar birçok sanatçının eserlerini Art Institute’ta görebilir veya doğal tarih benim daha çok ilgimi çekiyor derseniz sizi zevkle dinozorlar ve köpek balıklarıyla baş başa bırakacağımız Field Museum’u gezebilirsiniz. Her ikisine de birer dün ayırmanız iyi olacaktır, gezmeye doyamayacağınız iki galeri sizleri bekliyor.

Sıkı giyinin!

3

Ve son olarak, eğer Chicago’ya kışın gitmek gibi çılgın bir karar aldıysanız yanınızda ısı geçirmez kaban, eldivenler, bere ve atkı ile iyi bir fotoğraf makinesi de götürmeyi unutmayın! Soğuklar bazı dönemlerde -25, -30 dereceyi buluyor olsa da, manzaralarıyla Kuzey’de kurulu bir şehir olmanın hakkını veriyor Chicago. Yazları Maldiv’leri anımsatan beyaz kumu ve turkuvaz rengi suyuyla ünlü Michigan Gölü, kış ortası geldiğinde tamamiyle donuyor ve adeta üstü kar kaplı devasa bir buz pisti halini alıyor. Türkiye’de yakalayamayacağınız büyük şehir ve kara kış ikilisini burada tecrübe etmek bir ayrıcalık. Bu zorlu koşullarda bile hiçbir işyeri ya da kafe kapanmıyor, kitabınızı alıp sıcak bir kafede, arada pencereden karı ve şehri gözetleyerek okumanın zevki kelimelere dökülemez.

Bu Konu Hakkında Söyleyecekleri Olanlara...