Avrupa’nın En Garip 13 Müzesi

Müze denince aklınıza sadece lisedeki tarih derslerinde ne kadar sıkıldığınız mı geliyor? Müzeleri formel ve didaktik mi buluyorsunuz? Gezi programınıza müze ziyareti koyarak canınızı sıkmak mı istemiyorsunuz? Oysa ki bazı müzeler kırık kalbinizi onarabilir, eğlendirebilir, korkudan dilinizin tutulmasına neden olabilir ya da tıka basa doymanızı sağlayabilir! Avrupa’da 13 tane bulduk bunlardan. Not alın, efendim.

1) Bitik İlişkiler Müzesi, Zagreb, Hırvatistan

(instagram: laurariveraa)

(instagram: laurariveraa)

Manken elleri, uçak kabini kusma torbası, ahşaptan bir karpuz dilimi ve şekerden yapılmış bir kadın iç çamaşırı…Söz konusu bitik ilişkiler olunca bir müzenin daha az garip eşyaları olamazdı. Belki de daha garibi ise bütün bu hikaye yüklü eşyaların ilişkileri bitmiş gerçek insanlar tarafından müzeye bağışlanmış olması.

Ayrıca yolunuz bu aralar Zagreb’e düşmese bile müzenin bir parçası olmanız mümkün. Siz de eski sevgilinizden kalma bir parçayı buraya gönderebilirsiniz. Motivasyonunuz ne olursa olsun (eski sevgilinize yıkılmadığınızı göstermek, içinizi rahatlatmak ya da sadece merak), müze hala dünyanın dört bir yanından koleksiyonuna yeni parçalar (ve hikayelerini) bekliyor.

2) İzlanda Fallik Müzesi, Husavik, İzlanda

(instagram: lenakvist)

(instagram: lenakvist)

Öyle bir müze düşünün ki, o ülkede bulunan bütün memeli hayvan penislerini koleksiyonunda sergiliyor olsun! 215’ten fazla penis ve penis parçasının bulunduğu müzede, İzlanda sınırlarında yaşayan balinadan kutup ayısına kadar hayvan organları bulunuyor.

Müzenin küratürü ve falloji bilimi uzmanı Hjörtur Gísli Sigurösson bütün hayatını bu penisleri bilimsel araştırmalarda kullanmak üzere biriktirmeye adamış. Müze fikri ise, dediğine göre, şaka üzerine doğmuş. Penis teması müzenin her alanında hissediliyor: Ziyaretçi defterinin kaleminden tutun da, kapı kollarının bile penis temasıyla tasarlandığı bir mekandan bahsediyoruz. İlginç mi iğrenç mi? Gidip görmeden karar vermeyin.

3) Küçük Şişe Galerisi, Oslo, Norveç

(instagram: emblahs)

(instagram: emblahs)

1990’larda yurt dışına çıkacak parası olan tanıdıklarımızın evlerinin vazgeçilmez süslerindendi renkli renkli küçük içki şişeleri. O zaman bu şişelerin benim yaşımdakilerin  içmesine uygun üretilmiş özel şarap, viskiler, cinler olduğunu sanırdım, sanki alkolden çok anlarmışım gibi.

Görünüşe bakılırsa Norveçli bir girişimcinin küçüklüğü de bu travmayla geçmiş olacak ki, “dünyanın en büyük küçük şişe koleksiyonunu” biraraya getirmiş. 53 binden fazla parçanın yer aldığı müzede 50’ye yakın enstelasyon bulunuyor.

Avizelerin bile küçük şişelerle tasarlandığı müzenin “korku odası” kesinlikle görün. Şişelerin yaratabileceği korkuyu deneyimleyin.

Ve bir sürpriz: Bilet alan herkese bir küçük şişe bedava!

4) Katten Kabinet, Amsterdam, Hollanda

(instagram: miss_voodoobaby)

(instagram: miss_voodoobaby)

1600’lü yıllardan kalma bir ev, 5 kedi ve kafayı kedilerle bozmuş 1 çılgın adam. Sonuç: Kedilerle ilgili bulabileceğiniz bin bir türlü tablo (Picasso da dahil!), poster, heykel, fotoğraf ve diğer sanatsal objeler koleksiyonu. Bir de bütün dünyadaki kedileri (ve kedi sahiplerini) kıskandıracak (müze sahibinin ölen kedisine adanmış) bir özel bölüm.

Eğer kediseverseniz başka bir şey demeye gerek var mı?

5) Vampir Müzesi, Paris, Fransa

(instagram: chelsmeister13)

(instagram: chelsmeister13)

Paris’in kuzeydoğu periferisindeki uzak ve sakin köşede bir grup, kurdukları özel müzeyle vampirlerin modern ve folklorik kültürleri hakkında yaptıkları araştırmaları sergiliyor. Müzenin websitesi bile, sahiplerinin pek de ziyaretçi kabul etmeye hevesli gibi durmadığını hissettiriyor. Yalnızca rezervasyonla girebildiğiniz (saat 12 – 20 arası) müzede akşamları yemek programı ve tartışma grupları da mevcut. Ama bu noktada size tavsiyemiz yanınızda sarımsak ve kazık olmadan gitmemeniz!

(Yukarıda gördüğünüz daktilo Drakula eserinin yazarı Bram Stoker’a ait ve müzede sergileniyor.)

6) Gelato Müzesi, Emilia Bologna, Italya

(instagram: greis_greis)

(instagram: greis_greis)

1990’larda yazlık mekanlarda yaşanan Roma dondurmacısı furyasını hatırlıyor musunuz? O dondurmaların çoğu Maraş dondurmasının bir türeviydi aslında, ama çoğumuz onu egzotik bir diyardan gelen ender yemiş gibi tükettik – en azından ben.

Büyüyünce öğrendik ki, o dondurmaya İtalya’da gelato diyorlarmış. Bologna’da bulunan bir dondurmacı da işi büyütüp eski dondurma makinalarını, arabalarını sergiliyormuş.

Eğer randevu alırsanız, siz de hem dondurma dünyasını keşfedebilir, hem de dondurma tadabilirsiniz. Roma dondurmasını ve içindeki çocuğu özleyenlere gitsin bu yazı!

7) Sexmuseum, Amsterdam, Hollanda

(instagram: tellypie_deluxe)

(instagram: tellypie_deluxe)

Amsterdam’daki Sex Müzesi’nin belki de en garip özelliği cinsellik gibi alengirli meselenin bu kadar sıradan bir mekanda olması. Amsterdam’a nasıl gelirseniz gelin (havayolu, tren, karayolu), şehirde ne yaparsanız yapın yolunuz mutlaka Central Station’a düşecek. Van Gogh Müzesi, Rijksmuseum ve Anne Frank’in Evi ardından kentin en çok ziyaret edilen dördüncü müzesi olan Sex Müzesi hemen karşı sokaktan yürüyerek 5 dakika uzaklıkta.

Aslına bakarsanız, müzede sex ile ilgili aklınıza gelebilecek her şey var: Tablolar, çizgi romanlar, heykeller ve türlü türlü enstelasyonlar…Ayrıca, seks ve erotizm tarihine yön vermiş bazı kişilere adanmış tematik odalar da mevcut: Marquise de Pompadour, Marquis de Sade, Mata Hari, vb.

En ilginci bunların hiçbiri sizi rahatsız etmiyor. Pornografiye kadar uzanan cinsellik önünüzde sergileniyor ve (kapıdaki ilk şoku atlattıktan sonra) her parçayı bir sanat objesi havasında gözlemleyebiliyorsunuz. Bunda fazlasıyla basite indirgenmiş sunumun da etkisi var.

8) Neon Müzesi, Varşova, Polonya

(instagram: epyau)

(instagram: epyau)

Bir anda 60’lar ve 70’lerin Polonya’sına ışınlanmanın en kolay yolu belki de bu müzeye gitmekten geçiyor. Bir zamanlar hava kararınca sokakları domine etmeye başlayan binlerce neon lambasının ihtişamı bu müzede çok başarılı bir şekilde hayat bulmuş. Dönemin efsane lokantaları, barları hiç değişmeden karşınızda duruyor.

Her ne kadar yaşlı nesiller neonlara nostaljiyle ve Soğuk Savaş döneminin bir yadigarı olarak baksa da, birçok yeni nesil aktivist bu koleksiyonun korunması için çalışmış. Zaten bu neonları tasarlayanlar da, dönemlerinin en iyi genç sanatçılarıymış.

9) Ulusal Leprechaun Müzesi, Dublin, İrlanda

(instagram: danichinsky)

(instagram: danichinsky)

İrlandalılar, içinde hayali Leprechaun karakterinin geçtiği hikayeleri yüzyıllardır birbirlerine anlatıyor. İrlanda folklörünün çok önemli bir öğesi olan bu kızıl sakallı, yırtık ceketli sinsi amca, rivayete göre, yaşamını ayakkabı tamir ederek kazanıyor ve bütün kazandığı altınlarını gökkuşağının öbür tarafında saklıyor! Eğer bir insan tarafından yakalanırsa, Leprechaun serbest kalmak için üç sihirli isteği yerine getiriyor!

Dublin’in kalbindeki bu müze tamamen Leprechaun ve İrlanda folklörüne adanmış. Müze turları, özel hikaye anlatıcıları tarafından gerçekleşiyor ve önünüzdeki birkaç saat boyunca 8. yüzyıldan günümüze kadar Leprechaun’un gelişimini izleyeceğiniz bir seyahate çıkıyorsunuz. Belki gerçekten birini yakalar ve 3 dileğiniz gerçek olur. Kim bilir?

10) Suç Müzesi, New Scotland Yard, İngiltere

(instagram: natkingcole21)

(instagram: natkingcole21)

Londra’da birçok “garip” müze var aslında. Ama sokaktan bir Londralı çevirip “En gizemlisi hangisi?” diye sorsanız, alacağınız cevap kesinlikle burası olur. Neden mi? Çünkü bu müzeyi ziyaret etmeniz yasak! 1870’lerde kurulan müzeyi ziyaret etmeniz için polis mensubu olup orada bir konferansa çağırılmanız gerekiyor. Çünkü müze ayrıca bir kriminoloji laboratuvarı olarak görev yapıyor.

Bir diğer adıyla “Kara Müze”, bu günlerde ise gizemli bir karar alıp koleksiyonun bir kısmını Londra Müzesi’nde sergilemeye başladı ve kıyamet koptu tabii ki.

Jack the Ripper ve Charlie Peace gibi Londra tarihinin en kanlı cinayetlerinin suç unsurlarını koleksiyonunda barındıran müze, 10 Nisan 2016’ya kadar “genel izleyiciye” açık olacak.

11) Paris Kanalizasyon Müzesi, Paris, Fransa

(instagram: fitzroy)

(instagram: fitzroy)

Dünyanın en pis kokan müzesine hoşgeldiniz! Ama bu bile çok sanatsal olabilir. En azından Paris’te. Estetik ve sanatın hayatın her alanına nüfus ettiği Fransa’da kanalizasyonlar da bunun dışında kalamazdı elbette.

1200’lü yıllardan kalma bu tünellerde Victor Hugo’nun Sefilleri’ni görmüştük. İşte müze de tam oraları kapsıyor. Bu güzel şehri bir de alttan görmek isteyenlere (tur boyunca yukarıdaki binaların isimleri tabelalarla belirtilmiş) en büyük fırsat.

12) Currywurst Müzesi, Berlin, Almanya

(instagram: leksikoff)

(instagram: leksikoff)

Almanya’ya gidip de sosisli yemediyseniz, Almanya’ya gitmemişsiniz demektir! Özellikle de Berlin’e.
Kentin merkezindeki Soğuk Savaş karargahı Checkpoint Charlie’nin hemen yanındaki Currywurst Müzesi, 11 euro karşılığında bu yemeğin tarihinin yanısıra her baharatlı çeşidini de tadacağınız bir eğlenceye dönüşüyor.

Ama koca bir sosisli yemek istiyorsanız, sizi atıştırma odasına alalım. Aman dikkat! Bundan sonra başka hiçbir yerde sosisli yemek istemeyebilirsiniz.

13) Masumiyet Müzesi, İstanbul, Türkiye

(instagram: von_owie)

(instagram: von_owie)

“Bir roman üzerine müze mi olur?” demeyin. Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk’un 2009’ya yazdığı aynı adlı kitabın İstanbul’un Çukurcuma semtindeki bir üç katlı müstakil evde vücut bulmuş hali. Ama bundan daha ötesini de sunuyor.

1974 ile 2000’lerin başı arasında Kemal ile Füsun’un trajik aşk hikayesini anlatan kitap, belki de 1950-2000 yıllarının İstanbul’unu en güzel anlatan eser olarak göze çarpıyor.

Nobel ödüllü tek yazarımız Orhan Pamuk’u okumak biraz emek ister, ama bir defa kitaba kendinizi kaptırdığınızda elinizden bırakamayacağınızı şahsen temin ediyorum. Müzeyi kitabı okuduktan sonra gezmek, büyük bir zevk. Ama kitabı okumadan da, Orhan Pamuk’un dünyasında dolaşmak mümkün.

Kitabı henüz okumamış ama müzeye gitmek isteyenler için bir tüyo: Girişe para ödemenize gerek yok: Eğer kitabı alırsanız içinde bir adet bilet zaten mevcut. Bu da belki size okumak için motivasyon olur.

(kapak görseli: esta_soeharto – instagram)

Bu Konu Hakkında Söyleyecekleri Olanlara...