Waffle’ı Kadar Güzel Şehir Antwerp

Belçika demek sadece Brüksel veya Brugge demek değil. Brüksel’in kalabalıklığına karşın, yarım milyon nüfusuyla hem tarihsel hem modern dokusuyla hayran kalacağınız bir şehir Antwerp. Belçika’nın gri ve yağmurlu iklimine karşın Antwerp’i güneşli yakalarsanız sizden şanslısı yok demektir.

Belgian Sugar Waffles

 Brüksel’den trenle 30 dakikada Antwerp’e geliyoruz. Trenden inince bizi buram buram çikolata ve waffle kokusunu karşılıyor. Altın renkli tren istasyonunun büyüklüğüne inanamadan sokağa atıyoruz kendimizi. Hemen önümüzde sonunu göremediğimiz kocaman bir ana cadde, sağlı sollu mağazalar. Yürüdükçe sonunu getiremiyoruz. Meir caddesi, alışveriş için en güzel yer. Bir gününüz bu mağazalar arasında mekik dokuyarak rahatça geçebilir. Dünya pırlanta ticaretinin büyük bölümünün Antwerp de yapılması sizi korkutmasın. ’ Butik ‘ kavramı Antwerp’le adeta özleşmiş. Sokaklardaki antikacılar, eskiciler, tarz objeler satan butik dükkanlarla her zevke sahip insana makul fiyatlarla hizmet veriyor. En pahalı restaurantlar 5-6 masa ve en pahalı barlar ise 10-15metrekareyle sınırlı.

Caddenin sonunda ise koca bir meydana çıkıyoruz. Sıralanmış bir sürü kafe, her yer cıvıl cıvıl. Grote Markt olarak adlandırılan bu meydanda nerde yemek yesek karar veremiyoruz. Ufak bir tencereyi midyeyle dolduruyor ve yanında Antwerp’e özgü patates kızartmasıyla servis ediyorlar. Göz dolduruyor adeta. Tadları ise tarifsiz. Yanında bide Antwerp’e has Koninck birasından içiyoruz. Keyfimize diyecek yok. Şehirde bişeyler yemek ya da içmek için nereye oturursanız oturun pişman olmayacaksınız.

Biralarımızı yudumlarken tarihsel manzaranın tadını çıkarıyoruz. Cathedral of our lady, Avrupa’nın en güzel katedrallerinden. Gotik tarzda inşa edilmiş bu katedrali gezmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. İçeri girer girmez bizi Rönesans’ın ünlü isimlerinden sanatçı Rubens’in eserleri karşılıyor. Antwerp de büyük öneme sahip olan Rubens’i daha fazla tanımak için müzeye çevrilen evini gezmeye gidiyoruz. Rubens hayattayken de gezilebile müzeyi, her gün birçok sanatsever ziyarete geliyor. Rubens’in çalıştığı atölyeyi, birçok eserini görme fırsatı yakalıyoruz. Müzenin yemyeşil heykellerle dolu bahçesini de gezmelisiniz. Müze her gün birçok sanatseverle dolup taşıyor.

Meydanda  bulunan süslemeli, ihtişamlı binaları görkemli Belediye binası tamamlıyor. Adeta mimari açıdan görsel bir şölen oluyor bizim için. Binanin hemen önünde Antwerp’e adını veren ve efsanenin adamı Brabo’nun heykeli duruyor. Efsaneye göre Schelde nehrinin kıyısında yaşayan Antigon, bu nehirden geçen gemilerden haraç toplar, vermeyenlerin elini kesermiş. Bunu öğrenen Brabo, Antigon’u öldürür ve elini Schelde nehrine atar. Bu efsaneyle de şehrin adı el atan yani hand werpen olmuş. Heyecanımıza ve merakımıza yenik düşerek bu seferde nehri görmeye gidiyoruz. Antwerp, İngiltere’den Orta Avrupa’ya giden yol üzerindeki nehir üzerine kurulduğundan önemli bir liman kenti. Yol boyunca waffle ve çikolataların lezzetlerine, kokularına dayanmak mümkün değil. Yazları nehir boyunca sık sık düzenlenen bot turlarıyla Antwerp’i başka açılardan görme şansını yakalayabilirsiniz.

Nehir hattı boyunca birçok bar ve restaurant var. Güneşi bu mükemmel manzaraya karşı batırıyoruz.

 

Bu Konu Hakkında Söyleyecekleri Olanlara...